GELENEKSEL İGİAD İFTAR PROGRAMI İŞ DÜNYASI‘NI BİR ARAYA GETİRDİ

  • 06.06.2017

Türkiye İktisadi Girişim ve İş Ahlâkı Derneği (İGİAD) geleneksel olarak düzenlediği iftar programını, 6 Haziran 2017 tarihinde Esenler Kültür Merkezi’nde gerçekleştirdi. İş, akademi ve basın dünyasından çok sayıda davetli katıldığı iftar programı sıcak ve renkli görüntülere sahne oldu.

Yenibosna Mehmet Akif Camii imam hatibi Şahin Korkut’un Kuran tilaveti ile program başladı.

İGİAD Gençlik Kurulu Başkanı Nurullah Mahmut Dündar selamlama konuşmalarını yapmaz üzere kürsüye davet edildi.

Selamlama Konuşmalarının ardından İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı Ayhan Karahan konuşmalarını yapmak üzere kürsüye davet edildi.

Ayhan Karahan davetlilere hitaben yaptığı konuşmasında; Hak, Adalet ve Ahlak konularına temas etti. Karahan, şunları söyledi:

“Bugün, özellikle İslam dünyasında, insanların yaşam hakkı başta olmak üzere her türlü hakları ellerinden alınmakta, milyonlarca insan yurtlarından kovulmakta, ülkeleri işgal edilmekte, masum insanlar kör terörün   kurbanı olmaktadır. Tarih boyunca hiçbir dönemde       bugünkü kadar insan haklarından söz edilmemiştir, ama yine bugünkü kadar insan hakları ihlalleri de olmamıştır.

Çünkü kazanç dışında hiçbir ilke tanımayan, bütün değerleri çıkar için metalaştıran kapitalist sistem, kanserli bir hücre gibi bütün dünyayı istila etti. Küresel şirketlerin kâr haddini artırmak için ülkeler bölünmekte, işgal edilmekte ve sömürülmektedir.

Malı haksız yere elinden alınan bir tüccarın hakkını Hz. Peygamber’in Hılful Fudul’da savunduğu gibi; dini, milleti, rengi, ırkı, cinsiyeti ne olursa olsun, hakkı gaspedilen, zulme uğrayan insanların hakkını savunacak güçlü bir sese ihtiyaç var.

Çünkü biz, el-Hakk olan Allah’a inanıyoruz. Bu inancımız gereği her insanın can, mal, din, akıl ve nesil emniyetini, yani temel haklarını, bir yükümlülük olarak kabul ediyoruz. Çünkü adalet mülkün temelidir ve toplumlar küfürle yaşayabilirler ama zulümle asla.

Cenab-ı Hakk, Maide suresinin 8. ayetinde şöyle buyurmaktadır: “Ey iman edenler! Allah için hakkı titizlikle ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluma olan kininiz, sizi adaletsizliğe itmesin.”

Osmanlı’nın büyük ahlak felsefecisi Kınalızade, nizam-ı âlemin devamı için “adalet dairesi”nin ihya edilmesinden bahseder. Buna göre insan, toplum hâlinde yaşar. Toplum için hukuk lazımdır. Hukuku uygulamak için devlet gerekir. Devletin devamı ancak vergiyle olur. Verginin kaynağı ise toplumdur. Toplumun vergi verebilecek bir zenginliği üretmesi için de adaletle yönetilmesi gerekir. Bu çevrimin sağlıklı işleyebilmesi, yani toplumun ayakta durması, ancak adaletle mümkündür.

Bununla birlikte adaletin tesis edilmesi, yani her hak sahibine hakkının verilmesi, ancak ahlaki bir duyarlılıkla desteklendiğinde gerçekleşebilir. Çünkü adalet ile ahlak, doğruluk ile iyilik, birbirinin mütemmim cüzüdür. Biri yoksa diğeri de ortadan kalkar. Ahlakla desteklenmeyen bir hukuk sistemi ruhsuz, hukukla desteklenmeyen bir ahlak da bedensizdir.

Bugünkü modern sistemde ahlaki duyarlılığın bir karşılığı maalesef yok. Kapitalist sistemin ürettiği modern ekonomi insanı kâr, kazanç, verimlilik, rekabet gibi kavramlardan bol bol bahseder ama ahlakın adını anmaz, yardımlaşmayı bilmez, paylaşmayı aklına getirmez, infakı ise hiç duymamıştır.

Hayatımızın bütün alanlarının; siyasi, sosyal, ekonomik, ailevi bütün ilişkilerimizin doğruluk, iyilik ve güzellikle bezenebilmesi için hak, adalet ve ahlak üzerine kurulu bir zihniyetin yerleşmesi gerekir.

Şunu da çok iyi biliyoruz ki bütün değişimler, tek tek her bireyin kendi nefsinde başlar. Dünyayı değiştirmek isteyen insan, önce kendi nefsini değiştirmelidir.

Hak temelli ve adalet eksenli bir sistem, ahlaki duyarlılığa sahip vicdanlar sayesinde oluşabilir. Bunu gerçekleştirecek tecrübe, birikim ve derinlik, bu coğrafyanın mayasında var. Geçmişte bunun örnekliği sergilendiği gibi bugün de sergilenebilir.

Üstelik, hakkın üstün tutulduğu, adalet terazisinin şaşmaz bir hassasiyetle çalıştığı, ahlaki standartları gözeten yeni bir Türkiye inşa etmek, 15 Temmuz şehitlerimizin bize bıraktığı bir yükümlülük, bizim de gelecek nesillere olan borcumuzdur.

Ne mutlu böyle bir ideale gönül verenlere, ne mutlu hac yolundaki karınca gibi bu yola revan olanlara….” dedi.