AHLAK VE ADALET

  • 01.03.2016

“Asgari” değil, “insani geçim”

Son aylarda gündemimizin önemli maddelerinden biri de asgari ücret oldu. Asgari ücrette önceki yıllarla kıyaslanamayacak düzeyde gerçekleştirilen artış, bir yandan asgari ücretlileri sevindirirken diğer yandan rekabet koşulları üzerine çeşitli tartışmaları da beraberinde getirdi.

Asgari ücret konusu, toplumun ekonomik anlamda en alt düzeyde yer alan genişçe bir kesimini ilgilendirdiği için genel bir ilgi odağı oldu. Ancak bu konu, aynı zamanda sosyal ve ahlaki bir boyut da içermektedir. Sorun sadece matematiksel işlemlerle ele alınamayacak kadar önemlidir. Nihayetinde ‘asgari ücretli’ diye bahsedilenler, kâğıt üstünde bir gider kalemi olmanın ötesinde kanıyla canıyla birer insan; aile geçindirmek zorunda olan, çocuklarını besleyip büyütmek, yetiştirip okula göndermekle uğraşan bir babadır. Bu sebeple ekonomik anlamda toplumun dar gelirli kesimini oluşturan asgari ücretlilerin yaşam koşulları, sosyal ve ahlaki anlamda herkesi ilgilendirmektedir.

İGİAD olarak, asgari geçim konusunu her zaman sosyal ve ahlaki bir bilinçle ele aldık. Meselenin insani boyutunu ön plana çıkardık. Çabalarımızın büyük kısmını da bu bilincin yaygınlaşmasına hasrettik. Meseleye bakış açısının değişmesi için öncelikle “asgari ücret” yerine “insani geçim ücreti” adlandırmasını kullanıyoruz. Her adlandırmanın, arka planında belli bir bakış açısını yansıttığını göz önünde bulundurarak bu adlandırmayı  önemsiyoruz.

2016 yılı için insani geçim ücreti, Türkiye’nin farklı bölgelerinde değişmekle birlikte, İstanbul için 1.950 TL olarak belirlendi. Bu ücreti, başta üyelerimiz olmak üzere tüm duyarlı işverenlere tavsiye ediyor ve bu ücretin uygulanmasını yakından takip ediyoruz. Bu minvalde Hükümetin 1.300 TL’lik asgari ücret uygulamasını olumlu bir gelişme olarak değerlendiriyoruz. İGİAD’ın yayınladığı ve takipçisi olduğu “insani geçim ücreti” uygulamasının da tüm Türkiye’de yaygınlaşmasını, Türkiye’nin sosyal barışı ve ahlaki duyarlılığı için elzem görüyoruz. Bütün çabamız, “asgari ücret”in “insani geçim ücreti”ne dönüştüğü bir Türkiye’dir.

Bu amacımıza ancak ahlaki bir duyarlılıkla ulaşabiliriz. Bu sebeple bu sayımızın dosya konusunu “ahlak ve adalet” olarak belirledik. Ahlak ve adalet, hayatın iki temel alanını oluşturan değerler manzumesidir. Ahlak, davranışlarımızı iyi ve kötü değer yargısına göre konumlandırır. Hukuk gibi yasal cezai müeyyidelerle değil toplumsal ayıplama, kınama gibi tepkilerle tavrını ortaya koyar. Toplumsal hayatın din ve hukuk gibi diğer dallarıyla bir yandan iç içedir diğer yandan da onların tamamlayıcısıdır.

Adalet ise hukukun, yani toplumsal hayatı yasalar çerçevesinde düzenleyen disiplinin amacıdır. Her insana hakkını vermek, ne eksiğine ne fazlasına, sadece hak ettiğine muhatap kılmaktır adalet. Bütün yasaların amacı, toplumsal ilişkilerde insanlar arası sorunları, kimseye haksızlık yapmadan çözüme kavuşturmaktır.

Hayatın bu iki kılavuzunu bu sayımızın konusu yaptık. Prof. Dr. Muharrem Kılıç, “Ahlaki Bir Değer Olarak Adalet” isimli makalesiyle adaletin ahlaki boyutu üzerinde duruyor. Prof. Dr. Saffet Köse ise “Ahlak-Adalet İlişkisi” adlı makalesiyle bu iki disiplinin birbiriyle olan etkileşimini irdeliyor. Bu sayımızın röportajını ise ahlak ve mantık konularında Türkiye’nin en yetkin isimlerinden biri olan Prof. Dr. Cafer Sadık Yâran ile yaptık. Konuyla ilgili doyurucu açıklamaları nedeniyle kendilerine teşekkür ediyorum.

İnsani ve ahlaki duyarlılığa mütevazı bir katkı olması umuduyla hazırladığımız bu sayımızı beğenmeniz dileğiyle…

AYHAN KARAHAN

İGİAD Yönetim Kurulu Başkanı

İGİAD 35.Bülten